İçeriğe geç →

Günde 20 saat çalışıyordum sende çalışmalısın diyor patron…

Evet hemen her işini kurmuş büyütmüş kişi bunu söylüyor. Peki bir şirkette maaşlı çalışan neden 9-6 mesai yapmalı. Bu paraya bu kadar çalışılır mı demeli, Sen tuvalete bile gidemezken, Çalışan “gün içinde o kadar da sıkı çalışmayayım biraz da sosyal medya’da gezeyim” mi demeli. Peki neden insan tuvalete zor yetişecek şekilde sıkı çalışmalı? Patron ile çalışan arasındaki fark birinin sabit maaş alması diğerinin kendi şirketi için çalışması mı?

Eğer öyleyse çalışanı işe nasıl ortak edebiliriz? Prim versen de çalışan motive olur mu? Yoksa “amaç” mıdır motive eden? insanı çalışmaya motive eden “kendini geliştirmesi” midir? Kendine bir “yetenek daha katması” mıdır? Ya da yanımdaki arkadaşım benim sayemde evine ekmek götürüyor ben daha çok çalışmalıyım mıdır? Peki kendini geliştirmeye motive etmek veya zaten çalışmıyor diye işte çıkartmak mıdır yapılması gereken. Çalışanda insan, patron da peki neden birinin 20, birinin 8 saat çalışması normal görülüyor? Bu tür sorular hem işverenlerin, hemde çalışanların devamlı tartıştığı konudur. Kendimce bu sorulara maddeler halinde bir cevapta ben yazayım istedim. Buyrun…

Patronun belli bir süre 20 saat çalışması gerekebilir, başladığı işte yol alabilmek için, sonrasına kendi karar verir. İşler rayına girdiğinde artık bu kadar çalışması gerekmiyor. Ne de olsa artık kendisi için çalışanlar vardır. Çalışana gelirsek; burada sorun maaşlı çalışanın ne kadar çalıştığı değil, çalıştığı işi ne kadar benimsediği, ne kadar doğru bir noktada çalıştığı, çalıştığı bölümün anahtar bir görevi olduğunu hissettirebilmek önemli olan, bu sayede belki 8 den daha az saat fakat daha verimli çalışabilir diye düşünüyorum… En önemlisi de aileden alınmış iş ahlakı, işini hakkıyla yapan bir çevrede büyümüş olmak çok önemli, bu sayede aldığı maaşı hakkettiğini düşünerek akşam yastığa başını rahatça koyabilir…

İşinize, patron kafalı çalışan alırsanız 8 saat üzeri çalışma, performans beklentisi bence hayal. Fakat o da lazım. Fabrikasyon işi pozisyonlar vardır muhakkak sektörümüzde. Fakat patron kafalı çalışanla fazla performans bence mümkün. Ortaklık değilde; Maaş + onun hayalindeki kariyerine veya ilerde planladığı sektörden biri olma amacına  önem verilmesi ve  şimdi oluşturulmaya çalışılan markanın (çalıştığı işin) başarıya ulaşması akabinde,  ileride hep beraber emeklerle başarıya ulaştırdıkları bu markanın kendi girişiminin arkasında olacağını bilmesi daha motive edici olabilir. Ama bir çalışansanız bu paragraftaki gaye uğruna mücadele etmenizi tavsiye etmen. Yaptığınız fedakarlığın karşılığını alamamanız halinde hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.

Prim verilerek çalışanın motivasyonu artar. Çalışan ay sonu aldığı standart maaşın üzerine eklenecek olan prim çalışanın işine daha konsantre ve daha benimseyerek çalışmasını sağlayabilir diye düşünüyorum. 8 ile 20 saat arasındaki farkta böylelikle azalabilir.

Motivasyon kısaca hedefine varabilme ihtimalini sevmektir. Realist hedefler ve ödüller konulmadan motivasyon olamaz. Kendi işimizde olsa başka bir yerde de olsa hedefler ve hedeflere ulaşınca da emek verenlerin sonucu adilce paylaşması, bununda işin en başında somut, şeffaf bir şekilde ortada durması gerekir. Kuralları yolun ortasında değiştirmemek de lazım tabii. Birçok şirket bir hedefe varan çalışanı ufak bir ödülle geçiştirip bir sonraki hedefini daha zorlayıcı koyabiliyor. Bu da bir noktadan sonra “bu çabama bu ödül”deyip iyi çalışanları sıradan çalışana dönüştürüyor. Aynı şeyi hedefine ulaşamayan patronlarda da görmek mümkün. Aman boş ver noktasına gelmemek ve çalışanları da getirmemek lazım.

Çalışan kendine değer veren ve değerli hissettiği yerde motive olur. İkinci öne çıkan faktör ise yetenektir. Birinin 20 saatte yaptığını biri 8 saatte yapabilir. Yeter ki değerli ve önemli olduğunu hissedebilsin. Sektörümüzden basit bir örnek verecek olursak; günün birinde sabah işe başladığımızda yeni işe başlamış bir arkadaş ufak bir talihsizlik yaşayarak daha ilk gününde yaklaşık 12 fabrikanın arıtma tesisi giderini besleyen kanalizasyon borusunu kepçeyle patlatmıştı ve ana yolu sel basmakla beraber, fabrikalar durdu, o fabrikalarda çalışan yüzlerce insan mesai yapamaz oldu. Şirket ceza yedi… Yetenek ve motivenin burada ne derece önemli olduğunu görebiliyoruz. Kalitesiz eleman, iş verene her zaman pahalıya patlar.

Bir diğer tavsiyem de; ufak ölçekli firmalarda çalışanlarınızı çalıştığı veya kullandığı araç gerece ortak etmek. Böylelikle hem sermayenizin bir parçası olan makinelerinize iyi bakar ve hemde uzun vadeli olarak yanınızda çalışmış olur

Bana çalışan çok, sana iş çok söylemi bir patron tarafından söyleniyorsa son derece yanlıştır. Çalışanın her zaman yedek paraşütü vardır. Patron ise uçurumdan düşerken paraşütü icat etmek zorundadır. Şöyle ki; çalışan sizin yanınızdan ayrıldıktan sonra sizin gibi birçok patron bulabilir. Yenisini bulması fazla uzun sürmeyecektir. Bir patron için ise yeni bir eleman yetiştirmek veya doğru çalışanı bulmak zaman ve para kaybıdır.

Son olarak şunu belirtelim; yaşam günde 20 saat çalışmak değildir. Yaşamda denge denilen bir unsurda vardır! Kaplumbağa gibi 300 sene yaşamıyoruz. İş hayatına bu kadar mana yüklememek gerek. Kendimize ve sevdiklerimizle nasıl daha kaliteli vakit ayırabiliriz, hayatımızı nasıl daha huzurlu ve mutlu geçirebiliriz asıl bunlar önemli. Vakit dolduğunda Azrail rüşvet kabul etmez. Çalışan da patron da eşit derecede fakirdir.

Yazıyı devamlı güncelleyeceğim. Şimdilik kalın sağlıcakla.

Kategori: Operatör moperatörün mecmuası

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir